| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Adem07

2 "aşk hikayesi" etiketi kullanan gönderi "aşk hikayesi" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Aşk Hikayesi - Ben Hep Seni Bekliyor Olacağım

Bir otobüs durağında karsılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü
mimarlıkta. O ilk karsılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karsılaşabilmek için, hep ayni saatte, ayni duraktan, ayni otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz
zaman aldı ama sonunda basardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri
semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirilerini görebilmek için,
her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların
durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen
issiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri
ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayin sonunu zor getirdikleri günlerde
de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman
aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düsen, banka hesabında para kalmadığı
için ya da tam tersine o hesabi daha da kabarık hale getirmek uğuruna
bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki… Günler günleri, yıllar
yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri
çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi
olmayınca, “bütün
mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… “Senin için ölürüm”
derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve “Hayır, ben senin için ölürüm”
diye yanıt verirdi hep…
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem,
kütüphanenin ikinci rafına bak…” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir
not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakin
unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya
koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği
çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karsılaşırdı… Aldığı
hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten…
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksin, isleri ne kadar yoğun olursa olsun hep
birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların
ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden
ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık
bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artik daha fazla
beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev
gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asili olan. “Ne dersin, bu evi
alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.
Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet
edeceğimiz bir deniz evi yapalım
burayı…” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi
adam. “Amerika’daki tip kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi… Kaç
para olursa olsun, burası bizimdir artik…”
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu
adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları
içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir
tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor,
konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve
çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canim, o ev
bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…”
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez
gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için
yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil
döktü bos yere… Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer
değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu
kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği…
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatinin birlikte geçtiği
arkadaşına dert yanarken, “Artik dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım”
diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. Is yerimin tam karşısındaki
restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş
biniyorlar arabaya…”
“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca
yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı… Ertesi gün, öğle vakti
o restoranın hemen karşısında bir köseye sindi sessizce ve peri masallarının
sadece masal olduğunu anladı… Kocasının eskiden ayni hastanede çalıştığı
genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına
nasıl sarıldığını
gördü adamın…
Aksam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona
sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr
etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yasa
geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu
alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni”
diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle…
İlk celsede boşandılar… Modern bir ask hikâyesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız
kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın
yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua
ediyordu.
Aradan bir yıl geçti… Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının
derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.
Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle
geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme
izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve
zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karsılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakicisi beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akil edebildi.
İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, “Lütfen
bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu… Sırayla okudu; “Seni çok
sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep,
doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Simdi bana
söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kâğıdı
eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın… Ve son kâğıtta
şunlar yazılıydı:
“Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım…”
 
Etiket :aşk hikayesi
Adem07
06 Aralık 2008
20:58
Yorumlar :0
0 fav
 
 
 
 

Aşk Hikayesi - Elveda Bir Tanem

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti yanmanın nedeni aksam yedikleri değil uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi. Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti aslında bunda geç bile kalmıştı. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli… İçinde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendine söyleniyordu: “Ona da haksizlik etmek istemiyorum belki hatalı olan benim… Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak himmm yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim… Ama yaptım çok çalıştım bitmesin diye kendimle mantığımla çok kavga ettim olmadı…” Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı, bugüne kadar hiç bekletmemişti onu şimdide bekletmemeliydi. İstanbul soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi bulutlar bizim yasayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize. Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadıköy iskelesine geldi her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmişti buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü, simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Beşiktaş’a gitme kararı aldılar, yolculuk sırasında hiç konuşmadılar; genç adam günesin yokluğunda grileşen denize bakıyordu. Genç kız arkadaşının bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bu gün ayrılık çanlarının çaldığını. “Üşüdüm” dedi genç kız, bu yolculuk boyunca edilen tek laftı. Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kız anlamıştı kendisine bir şey söylenmek istendiğinin… “Bana bir şey mi söylemek istiyorsun” dedi, genç adamın gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçırarak “evet” seklinde başını salladı. Genç kız daha da heyecanlanmıştı. Biraz da sinirlenerek “söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.” Genç adam içini çektikten sonra “sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz” “Bunları sorma gereğini neden duydun.” dedi genç kız. Genç adam söze başladı: “bak canim bundan birkaç ay önce aksam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı? Genç kız “evet hatırladım” dedi, ama genç adam genç kızın sözünü bitirmesini beklemeden “o aksam seni düşünüyordum diğer aksamlarda olduğu gibi senin için bir şiir yazmıştım onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden simdi sırası mı canim ya senin de isin gücün yok mu demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düsen bir boksör gibi olmuştum sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi birçok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral’in bana sen şanslısın Nalân sana bakar sözüne karşılık sinirli bir edayla “aaaa banane işim yok da sana bakacağım, annen baksın demiştin bunu da hatırladın mı?” Genç kız tekrar “evet” dedikten sonra şaşkın şaşkın “evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum. Ve hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez.” Genç adam güldü “Evet canim bak burada haklisin, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakici hemşire falan olamazsın.” Genç adam devam etti “bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, hâlbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah aksam, gece yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz” Genç kız anlamıştı, “yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?” Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdiğin ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşünüyordu. “Hayır dedi sair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak.” Genç kız şaşırmıştı, “Neden ama ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum.” Genç adam iç çekerek “hayır canim sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin simdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk.” Genç kızın gözleri yaşarmıştı, Genç adam cebinden çıkardığı mendili uzattı, genç kız göz yaslarını silerek kesik bir sesle “Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur.” Genç adam “Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun sürede olacağını sanmıyorum.” Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada artik iki yabancı gibi duruyorlardı. İstanbul yağmurlarla yıkanırken yağmura iki sevgilinin umutları da karışıyordu. Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kız “kalkalım istersen” dedi. Genç adam ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kız “tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu genç adam “arkadaş olarak beraberiz ama sen istersen tabi” dedi. Genç kız evet” anlamında başını salladı ayrılırken son kez sarıldılar birbirlerine. Genç kız uzaklaşırken genç adam masada dondu kaldı vakit öğleni bulurken yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı, ama genç adam titriyordu onu titreten açan güneşe rağmen esen rüzgâr mıydı, yoksa kalbindeki ayrılık acısı mıydı? Saatlerce dolaştı devamlı kendini sorguluyordu hatayı bastan yaptım diyordu, ama yaşadığı güzel günlerde olmuştu.”Allah’ım” dedi “Allah’ım güç ver bana”. Dostlarını düşündü onların dediklerini düşündü. Arkadaşları sizler birbirine zıt insanlarsınız yol yakinken dönün bu yoldan dememiş miydiler? Tabi ya doğru olanı yapmıştı. Saatler geçtiğinde artık güneş yerini yıldızlara bırakmıştı, eve döndüğünde yürümekten bitap duruma düşmüştü. Kendisini karşılayan annesine hiçbir şey söylemeden kendi odasına gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anıların ağırlığı altında eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkıp ajansa gidecekti, bunun için uyuması gerekiyordu. Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayı başarmıştı ve sabah 7′de saatin zırlamasıyla uyandı genç adam. Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 tane cevapsız arama vardı. Genç adam yorgun olduğu için duymamıştı telefonunun sesini. Cevapsız arama ve mesaj canımcım’ dan gelmişti canımcım onun Nalana taktiği isimdi, heyecanla mesajı açtı mesajda şunlar yazıyordu……. “Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlarsız yaşadım da Bir seni sensiz yaşayamıyorum Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek öleceğim, ELVEDA BIRTANEM…….” evet, genç adam şaşırmıştı, masajın geliş saatine baktı sabahın besini gösteriyordu güldü kahkahalar atarak güldü onu tanıdığı ve arkadaş olduğu günden beri ilk defa bir şiir alıyordu ve ilk defa bu saatte aranıyordu… Heyecanla hızlı arama yaptı, çalan telefonu yabancı bir ses açtı. Genç adam “Nalân ile görüşebilir miyim” dedi. Fakat karşıdaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu; “Ben onun annesiyim yavrum, canim kızım bu sabah intihar etti. Gece odasında birilerini arayıp durdu, sabah odasının ışığını sönmemiş görünce merak ederek odasına girdim, ama yavrum kendini asmıştı.” Genç adam beyninden vurulmuşa döndü. Bir gün önceki mide ağrısının iki katini çekiyordu simdi. Olduğu yere yığılıp kaldı… … Birkaç ay sonra… İki doktor konuşur. Doktorlardan biri diğerine karşıdaki hastanın durumunu soruyor… — haaa o mu, üç ay önce getirdiler elindeki cep telefonunu hiç bırakmıyor, kendisi yüzünden bir genç kız intihar etmiş, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdiği numarayı aradım hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmiş ve gelen mesajlarda bir şiir: “Sadece onları sevmeyi sevdim Hepsini onlarsız yaşadım da Bir seni sensiz yasayamıyorum Bu aşkı tek kalpte taşıyamıyorum Sana yemin güzel gözlüm Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek öleceğim,  

ELVEDA BIRTANEM

Etiket :aşk hikayesi
Adem07
03 Aralık 2008
20:31
Yorumlar :0
0 fav