Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Giriş Sayfası Yap

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ. UMARIM İYİ VAKİT GEÇİRİRSİNİZ. ADEM07

Sık Kullanılanlara Ekle

2 tane "hikayeler" etiketli yazı bulundu "hikayeler" tagli diger ogeler resimler , videolar
 

Bir annenin gözyaşları (Anneler günü hikayesi)

                   ANNE’ NİN GÖZYAŞLARI
Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, annler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu;” Bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de..” İçinde sıkıntı armaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”

Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.

Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?

Açtı telefonu;

-Alo..

-Alo, nasılsın anneciğim?

-Sağol yavrum, sen nasılsın?

-İyiyim anneciğim.

-Ne yapıyorsun, işler nasıl?

-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.

-Öyle mi yavrucuğum.

Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;

-İzin aldın mı yavrum?

-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.

-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?

-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.

-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?

-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.

Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.

-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?

-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.

-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.

-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.

-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzüelinin kapısındayım.

-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.

Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Ahmet Ünal ÇAM
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.
Etiket :hikayeler
Adem07
10 Mayıs 2008
11:36
Yorumlar :0
 
 
 
 

Aşk hikayesi - Ben hep seni izliyor olacağım

Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez…. Biri tipta okuyordu, öbürü
mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni duraktan, ayni otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konusacak cesareti bulmalari biraz
zaman aldi ama sonunda basrdilar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri
semtte oturmuyorlardi aslinda. Delikanli arkadasinda kaldigi için o duraktan
binmisti otobüse, kiz ise ablasinda…. Sirf birbirilerini görebilmek için,
her sabah erkenden evlerinden çikip, sehrin öbür ucundaki o duraga, onlarin
duragina geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen
issiz, bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki kenetlenmisti ki yürekleri
ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin sonunu zor getirdikleri günlerde
de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarinda da hep mutluydular. Zaman
asimina ugrayan, aliskanliklara yenik düsen, banka hesabinda para kalmadigi
için ya da tam tersine o hesabi daha da kabarik hale getirmek uguruna
bitip-tükeniveren sevgilerden degildi onlarinki… Günler günleri, yillar
yillari kovaladikça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri
çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir tedavi sürecine ragman çocuk sahibi
olmayinca, “bütün
mutluluklarin bizim olmasini beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler
hayatlarina. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… “Senin için ölürüm”
derdi kadin, simsiki sarilip adama ve adma “Hayir, ben senin için ölürüm”
diye yanit verirdi hep…
Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, “Bir tanem,
kütüphanenin ikinci rafina bak….” Kütüphanenin ikinci rafinda baska bir
not olurdu, “Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni çok sevdigimi sakin
unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notlari okuya okuya
kosturan kadin, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdigi
çikolatalar, kimi zaman da pahali armaganlarla karsilasirdi… Aldigi
hediyenin ne oldugu önemli degildi zaten….
Hayat ne kadar hizli akarsa aksin, isleri ne kadar yogun olursa olsun hep
birbirlerine ayiracak zaman buluyorlardi bulmasina ama kirkli yaslarin
ortalarina geldiklerinde, daha az çalismaya karar verdiler. Adam, hastaneden
ayrildi ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye basladi. Kadin da mimarlik
bürosunu kapadi ve sadece özel projelerde görev aldi. Artik daha fazla
beraber olabiliyorlardi. Bir gün sahilde dolasirken, harap durumda bir ev
gördü kadin, üzerinde “satilik” levhasi asili olan. “Ne dersin, bu evi
alalim mi?” dedi adama. “Bu viraneyi yiktirir, harika bir ev yapariz.
Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terasi olan, martilari kahvaltiya davet
edecegimiz bir deniz evi yapalim
burayi…” “Sen istersin de ben hiç hayir diyebilirmiyim?” diye yanit verdi
adam. “Amerika’daki tip kongresinden döner dönmez ararim emlakçiyi… Kaç
para olursa olsun, burasi bizimdir artik….”
Sadece bir hafta ayri kalacaklarini bildikleri halde, ayrilmalari zor oldu
adam Amerika’ya giderken.Her gün, her saat konustular telefonla. Gözyaslari
içinde kucaklastilar havaalaninda. Fakat birkaç gün sonra, kocasinda bir
tuhaflik oldugunu fark etti kadin. Eskisi kadar mutlu görünmüyor,
konusmaktan kaçiniyordu. Onu neselendirmek için, sahildeki evi hatirlatti ve
çizdigi projeyi verdi kadin ama hiç beklemedigi bir cevap aldi: “Canim, o ev
bizim bütçemizi asiyor. Sen en iyisi o evi unut…”
Mutsuzluk, mutlulugun tadina alismis insanlara daha da aci, daha da çekilmez
gelir. Kadin, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için
yalvardi adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil
döktü bos yere… Yillardir sevdigi adam, duyarsiz ve sevgisiz biriyle yer
degistirmisti sanki. Ona ulasmaya çalistikça, beton duvarlara çarpiyordu
kadin, her çarpmada daha fazla kaniyordu yüregi…
Bir gün, çocuklugunun, gençliginin ve bütün hayatinin birlikte geçtigi
arkadasina dert yanarken, “Artik dayanamiyorum, sana söylemek zorundayim”
diye sözünü kesti arkadasi. “O, seni aldatiyor. Is yerimin tam karsisindaki
restoranda genç bir kadinla yemek yiyiyor her öglen. Sonra sarmas dolas
biniyorlar arabaya….”
“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari” diye bagirdi kadin. Onca
yillik arkadasini, kendisini kiskanmakla suçladi…. Ertesi gün, ögle vakti
o restoranin hemen karsisinda bir köseye sindi sessizce ve peri masallarinin
sadece masal oldugunu anladi… Kocasinin eskiden ayni hastanede çalistigi
genç çocuk doktorunu tanidi hemen. Bazen evlerinde agirladiklari kadina
nasil sarildigini
gördü adamin…
Aksam kocasi eve gelir gelmez, bazen bagirip, bazen aglayarak, bazen ona
simsiki sarilip bazen de yumruklayarak haykirdi suratina her seyi. Inkar
etmedi adam. Zamanla duygularin degisebildigi, insanlarin orta yasa
geldiklerinde farklilik aradigi gibi bir seyler geveledi agzinda ve bavulunu
alip gitti evden. Kapidan çikarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni”
diyecek oldu ama kadin, “defol” dedi nefretle…
Ilk celsede bosandilar… Modern bir ask hikayesinin böyle son bulmasina
kimse inanamadi. Arkadaslarinin destegiyle ayakta kalmaya çalisti kadin.
Adamin, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerlestigini ögrendi. Bazen yalniz
kaldiginda, onu hala sevdigini hissedince, aglama nöbetleri geçiriyor, askin
yerini, en az onun kadar yogun bir duygu olan nefretin almasi için dua
ediyordu.
Aradan bir yil geçti… Her seyin ilaci oldugu söylenen zaman bile, kadinin
derdine çare olamamisti. Bir sabah, israrla çalan zilin sesiyle uyandi.
Kapiyi açtiginda, karsisinda o kadini gördü. “Sen, buraya ne yüzle
geliyorsun” diye bagirmak istedi ama sesi çikmadi. “Lütfen, içeri girmeme
izin ver, mutlaka konusmamiz gerekiyor.” dedi genç kadin. Kanepeye ilisti ve
zor duyulan bir sesle konusmaya
basladi: “Hiçbir sey göründügü gibi degil aslinda. Çok üzgünüm ama o bir
saat önce öldü. Geçen yil Amerika’daki kongre sirasinda ögrendi hastaligini
ve yaklasik bir senelik ömrü kaldgini. Buna dayanamayacagini, hep söyledigin
gibi onunla birlikte ölmek isteyecegini biliyordu. Seni kendinden
uzaklastirmak için, benden sevgilisi rolünü oynamami istedi. Ailesine de
haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerlestigimiz yalanini yaydi. Oysa ilk
karsilastiginiz otobüs duraginin karsisinda bir ev tutmustu. Tedavi görüyor
ve kurtulacagina inaniyordu ama olmadi. Gece fenalasmis, bakicisi beni
aradi, son anda yetistim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…” Gözlerinden
akan yaslari durduramayacagini biliyordu kadin. Hemen oracikta ölmek
istiyordu. Eline tutusturulan kutuyu açmayi neden sonra akil edebildi.
Itinayla katlanmis bir sürü kagit duruyordu kutuda. Ilk kagitta, “Lütfen
bütün notlari sirayla oku bir tanem” diyordu… Sirayla okudu; “Seni çok
sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep,
dogru söyledigini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Simdi bana
söz vermeni istiyorum.” “Benim için yasayacaksin, anlastik mi?” son kagidi
eline alirken, kutuda bir anahtar oldugunu gördü kadin… Ve son kagitta
sunlar yaziliydi:
“Sahildeki evimizi senin çizdigin projeye göre yaptirdim. Kocaman terasta
martilarla kahvalti ederken, ben hep seni izliyor olacagim….”

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.
Etiket :hikayeler
Adem07
04 Mayıs 2008
10:44
Yorumlar :0
 
 
 
 
 
Hit Kazan



Panora-Hit-Al MyHiT.Gen.TR Toplist Kişisel web sitesi webzirve.comZirve100 Site istatistikleri
Zirve100
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Aşk şiirleri